5. Sınıf Türkçe Dersi

Söz Varlığını Geliştirme Konusu ve alt başlıkları

Ders : Türkçe

Söz Varlığını Geliştirme

                                          SÖZCÜKTE ( KELİMEDE) ANLAM

SÖZCÜK (KELİME)

            Sözcük, hem kavram hem de ses yönü olan, bir varlığı, bir kavramı karşılayan anlama ve anlatma biçimidir. Yani anlamlı ses veya ses birliğine sözcük denir.

            Sözcüğün anlamını kavrayabilmemiz için önce kavramın ne olduğunu bilmemiz gerekir.

            Kavram: Nesnelerin, eylemlerin, canlı cansız varlıkların aynı dili konuşan insanların zihinlerinde uyandırdığı çağrışımlardır. Sözcük de kavramı gösterendir. Sözcüğü duyduğumuzda zihnimizde onunla ilgili kavran canlanır.

Çiçek: Bir bitkinin, üreme organlarını taşıyan çoğu güzel kokulu, renkli bölümüdür.

Dağ: Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümüdür.

            Görüldüğü gibi “çiçek” ve “dağ” kavramlarını oluşturan sesleri duyduğumuzda, zihnimizde “çiçek” ve “dağ” görüntüsü canlandı. Bu kavramlar somut olduğu için zihnimizde canlandırabildik.

            Ancak bazı sözcükler söylendiğinde zihnimizde onlarla ilgili bir görüntü oluşmaz yani onları zihnimizde canlandıramayız, hissederiz. Bunlar, soyut kavramlardır. “öğüt, kıskançlık, korku, sevgi, iyilik” gibi soyut kavramlar zihnimizde bir görüntü uyandırmaz.

ANLAM

            Sözcüğün yansıttığı kavramların, zihnimizde değerlendirilmesine anlam denir. İnsan, ana dilini öğrenirken sözcükleri anlamlarıyla birlikte öğrenir.

            Sözcükleri bir düzen içinde bir araya getirerek cümleler kurarız. Buna söz dizimi denir ve kullandığımız sözcükler, kurduğumuz cümlelere göre farklı anlamlar kazanabilirler.

SÖZCÜK VE SÖZCÜK GRUPLARINDA ANLAM

SÖZCÜKTE ÇOK ANLAMLILIK

            Sözcüklerin anlam genişlemesi yoluyla yeni anlamlar kazanmasına ve birden çok anlamda kullanılabilmesine çok anlamlılık denir.

Örneğin “kaçmak” sözcüğü

> “Suçlu olay yerinden kaçmış.” cümlesinde  “görünmeden, gizlice gitmek, sıvışmak” anlamında,

 

> “Okulumuz yoksullara yardımdan kaçmaz.” cümlesinde “kaçınmak, esirgemek” anlamında,

 

> “Denizde yüzerken kulağıma su kaçtı.” cümlesinde “girivermek” anlamında,

 

> “Dün gece yine uykum kaçtı.” cümlesinde “yok olmak” anlamında,

 

> “Borudan su kaçıyor.” cümlesinde “sızmak” anlamında kullanılmıştır.

 

Örneğin “dil” sözcüğü

> “Hastanın dili şişmiş, ağzında dönmez olmuştu.” cümlesinde insanda ve bazı hayvanlarda ağız boşluğunda yer alan etli, uzun, hareketli organ anlamında,

> “Dört beş yaşındaki bir çocuğun dili epey gelişmiştir.” cümlesinde insanların duygu ve düşüncelerini anlatmak için sözle ve yazıyla gerçekleştirdikleri anlaşma, lisan anlamında,

> “Tarık Buğra'nın dili Akşehir'den, Yaşar Kemal'in dili Çukurova'dan önemli izler taşır.” cümlesinde bir çağa, bir yöreye, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi anlamında,

> “Terazinin sağ dili , az yukarı bakıyordu.” cümlesinde bazı aletlerde uzun, yassı ve hareketli parça anlamında,

> “Hukuk dili, roman dili, tiyatro dili, yasa dili ...” cümlesinde belli kurumlara, mesleklere, konulara özgü dil anlamında,

> “Dalgaların yığdığı kumlar körfezin ağzında bu dili oluşturmuş.” cümlesinde coğrafyada, denize uzanan dar ve alçak kara parçası anlamında kullanılmıştır.

İşte sözcüklerin bu cümlelerde görüldüğü gibi birden çok anlamda kullanılabilmesine “çok anlamlılık” denir.

TEMEL (GERÇEK,BAŞAT) ANLAM

            Bir sözcüğün söylendiği zaman zihnimizde oluşturduğu ya da sözlüğe baktığımızda karşımıza çıkan ilk anlama temel anlam denir.

“Kapı” sözcüğünün akla gelen ilk anlamı “bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar ve bölme açıklığı” gelir. İşte buna aklımıza gelen bu ilk anlama temel anlam denir.

> Annem odaların kapısını değiştirmeye karar verdi.

“Bulut” sözcüğünün aklımıza gelen ilk anlamı “atmosferdeki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğuluk kazanmasıyla oluşan biçim”dir.

> Babam, bulutlara bakarak hava tahmini yapardı.

“Baston” sözcüğünün aklımıza gelen ilk anlamı “yürürken dayanmaya yarayan ağaç veya başka materyalden yapılmış araç”tır.

> Dedem yürümek için baston kullanmak zorunda kaldı.

MECAZ ANLAM

            Mecaz anlam, bir sözcüğün aklımıza gelen ilk anlamından ilgi veya benzetme sonucunda uzaklaşarak kazanmış olduğu yeni anlamlara verilen addır. Yani sözlükte ilk sırada gelen anlamın dışında kalan, genellikle soyut bir anlam taşıyan ve gerçek anlamdan tamamen uzaklaşarak ortaya çıkan anlamlara denir.

            Gerçek anlamın bir bakıma tersi gibi düşünebileceğiniz mecaz anlam, kelimenin temel anlamına uzak bir ilgiye sahip olabilir veya bu anlamıyla bir çeşit benzerlik kurularak oluşturulur. Örneğin “sıcak” kelimesinin akla ilk gelen karşılığı “ısısı yüksek olan, soğuk karşıtı” şeklinde olur. İşte bu kelimenin gerçek anlamıdır. Mecaz anlam ise, bu anlamdan tamamen uzaklaşarak ortaya çıkan “samimi, dostça, sevgi dolu” anlamıdır. “Gezimizin rehberi çok sıcak bir insandı.” cümlesinde rehberin vücut sıcaklığı belirtilmediği için, bu kelime gerçek anlamdan uzaklaşarak “sevgi dolu, içten” anlamını karşılayarak mecaz anlamda kullanılmıştır.

> Onun küçüklükten beri gözü hep yükseklerdeydi.

> Bu olayda mutlaka onun da parmağı vardır.

> Olaylara karşı kör ve sağırdır.

> Son otobüse yetişemezsem, işte o zaman yandım.

> Toplantıda bize çok ağır sözler söyledi.

> Cesaretimin kırılmasına sen sebep oldun.

> Sinop’a giderken bir ağaç denizinin içinden geçtik.

> Davranışlarını beğenmiyorlar, ayağını denk alsan iyi edersin.

> Zavallı adam, bu maaşla beş boğaza nasıl bakıyor?

> Ben senin gibi başkalarının gölgesinde yaşamıyorum.

> Temiz hava sayesinde biraz açılır gibi oldum.

TERİM ANLAM

            Bir bilim, sanat, spor veya uzmanlık dalı ya da konusu ile ilgili özel bir anlam taşıyan, kavram karşılayan sözcüklere terim anlam denir.

> Çaldığı parçadan nota bilgisi olduğu anlaşılıyordu. (Müzik)

> Son saniye aldığı savunma ribaundu ile maçı kazandılar. (Basketbol)

> Tahtadaki cümle nesne, zarf tamlayıcısı ve yüklemden oluşmuştur. (Dil bilgisi)

> Bitkiler besinlerinin yaklaşık % 85’ini kökleri sayesinde alırlar. (Biyoloji)

> Geometri dersine tahtaya bir doğru çizerek başladık. (Matematik)

Terim Anlamlı Sözcüklere Örnekler

a)  TIP TERİMLERİ: Adrenalin, akne, bakteri, kist, üreter, narkoz…

b)  MATEMATİK TERİMLERİ: Dikdörtgen, açı, basamak, küme, yamuk, logaritma…

c)  EDEBİYAT TERİMLERİ: Roman, hikaye, şiir, kinaye, beyit, kompozisyon, münazara…

d)  HUKUK TERİMLERİ: Beraat, feragat, hüküm, şerh, tahliye…

e)  MÜZİK TERİMLERİ: Akor, nota, porte, aralık, melodi, metronom, tuşe…

f)   ASTRONOMİ TERİMLER: Astroid, atmosfer, gezegen, gök taşı, meteor…

g)  SANAT TARİHİ TERİMLERİ: Atölye, bezeme, cephesellik, taraklama…

h)  DİNBİLİM TERİMLERİ : Hadis, hakikat, halife, ehlibeyt…

NOT: Bir sözcük bir çok dalda terim anlamda kullanılabilir.

>Hiç bir ek almamış halde bulunan kelimelere kök denir. (Dil bilgisi terimi)

>Dokuz kök dışına  üç olarak çıkar. (Matematik terimi)

>Bitkiyi toprağa bağlayan köklerdir. (Biyoloji terimi)

SOYUT VE SOMUT ANLAM

            Türkçede somut anlamlı kelimeler, beş duyu organımızla algılayabildiğimiz isimleri karşılamaktadır. Koklama, işitme, tatma, dokunma ve görme duyularından en az biriyle hissedebildiğimiz tüm varlıklar somuttur. Örneğin araba, görebildiğimiz ve dokunabildiğimiz bir varlıktır. O hâlde bu kelime somut bir isimdir. Somut kelimelerin tam tersi ise soyut kelimelerdir. Bunları duyularımızla algılamamız mümkün değildir.

            Dilimizdeki tüm isimler bir varlığı ya da kavramı karşılar. Kavramlar düşünce boyutundaki kelimelerken, varlıklar duyu organlarımıza hitap edebilen kelimelerdir. İşte somut anlam, varlıkları kapsar. Yani elle tutulabilen, gözle görülebilen, burnumuzla koklayabildiğimiz, derimizle dokunabildiğimiz veya hissedebildiğimiz, dilimizle tadabildiğimiz tüm nesneler varlıktır ve bunlar somut anlamlıdır. “Kavram nedir?” başlıklı yazımızdan bu konunun ayrıntılarını öğrenebilirsiniz.

            Somut anlamlı kelimelere örnekler: kitap, araba, telefon, Güneş, su, rüzgar, elma, soğuk, gürültü, ışık, sarı, taş, koku, çiçek… Burada bir şey dikkatinizi çekmiş olmalı, kelimelerin tamamı isim veya sıfat. Çünkü genellikle isim ve sıfatlar somut veya soyut anlamlı olarak kabul edilir. Mesela fiillerin somut veya soyut anlamlı olma özellikleri sorularda daha az karşımıza çıkmaktadır.

NOT: Kelimeler tek başlarına somut veya soyut anlamlı gibi görünebilirler. Aslında doğru olan, onları cümle içerisindeki anlamına göre soyut veya somut olarak kabul etmektir. Mesela “hava” kelimesi gerçek anlamına göre düşünüldüğünde somut anlamlıdır. Fakat “Yeni saç modelin, sana farklı bir hava kattı.” cümlesindeki “hava” sözcüğü, burada mecaz anlamda kullanılmıştır ve duyu organlarımızla algılayamayacağımız bir anlamı karşılar hâle gelmiştir. Bu sözcük artık somut değil, soyut anlamlıdır.

> Arabadaki adam, telefondaki kişiye bağırıyordu. (Somut anl.)

> Amcamın kızarttığı köfteler, çok güzel kokuyordu. (Somut anl.)

> Pamuk şekerin tadı çok güzel, siz de ister misiniz? (Somut anl.)

> Bir bardak soğuk limonata iki liraydı. (Somut anl.)

> Erdem. insanı yücelten en önemli özelliktir. (Soyut anl.)

> Olanlardan sonra içime bir kuşku düştü. (Soyut anl.)

> Cesaret ve yiğitlik, Alper’in kanında var. (Soyut anl.)

> O bu yolda az emek harcamadı. (Soyut anl.)

SOMUTLAŞTIRMA (SOMUTLAMA) VE SOYUTLAŞTIRMA (SOYUTLAMA)

            Soyut ve somut isimlerde asıl dikkat edilmesi gereken şey; bu sözcüklerin cümle içinde kazandıkları anlamlarıdır. Tek başına somut anlamda olan bir sözcük cümle içinde soyut anlamıyla kullanılabilir ya da tam tersi soyut olan bir sözcük cümle içinde somut anlamda kullanılabilir. Yani somut olan varlığı “soyutlaştırma” ya da soyut olan kavramı “somutlaştırma” yapılabilir.

Soyutlamaya Örnek:

> Seni bütün gün soğukta beklediğim için hasta oldum.  (Somut isim)

(“Soğuk” sözcüğü tek başına somut anlamlıdır. Soğuk olan havayı dokunma duyusuyla algılayabildiğimiz için bu cümlede somut anlamıyla kullanışmıştır.)

> Bu soğuklukla kimseyle yakınlık kuramayacağını ona söylemiştim. (Soyutlaştırılmış isim)

(Bu cümlede soğuk olan hava, su ya da her hangi bir nesnenin soğukluğu değil, insanın diğer insanlara yakınlık kurmamasını ifade eden bir tavrıdır. Yani sözcük somutken soyut yapılmış “soyutlaştırılmıştır”.

> Yufka kalbi ile yapılanlara daha fazla dayanamadı. ( Bu cümlede yufka sözcüğü olaylardan çok çabuk etkilenme anlamında kullanılmıştır. Yani yufka somutken cümle içinde soyut anlam kazandırılmıştır. )

> Gitarı çok daha kolay öğrenebilmenin bir yolu olmalı. ( Yol kelimesi somut anlamlı sözcükken bu cümlede “yöntem” anlamında kullanıldığından soyutlaşmıştır)

Somutlamaya Örnek:

> Sadece biraz mutluluk için çoğu şeye razı olabilirdi. (Soyut isim)

(Mutluluk, duyu organlarımızla algılayamadığım soyut bir kavramdır. Bu cümlede soyut anlamıyla kullanılmıştır.)

 > Valizine katladığı bir kaç parça mutluluk ile düştü memleket yoluna. (Somutlaştırılmış isim)

(Bu cümlede soyut olan “mutluluk” kelimesi valize katlanıp konulmuş elbiseye benzetilerek somutlaştırılmıştır.)

> Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca. (Somutlaştırma = İnsan kastedilerek somutlaştırma yapılmıştır)

> Kanadı kırık bir aşk ile sevda dağlarına tırmanabilir misin ? (Somutlaştırma = Aşk, kuşa benzetilerek somutlaştırma yapılmştır.)

> Gözünün önündeki film karesi hayatı boyunca aklından çıkmayacaktır. (Somutlaştırma =  Hayatın belirli bir anı dönemi, üzerine kayıt yapılan bir nesneye benzetilerek somutlaştırma yapılmıştır.)

> Bunu yapmaya yürek ister, bu her babayiğidin harcı değil. (Somutlaştırma = Somut olan yürek kelimesi, cümlede soyut olan “cesaret” anlamında kullanıldığından somutlaştırma yapılmıştır.

UYARI: Türkçemizde çok önemli bir yeri olan deyimlerimizin hemen hepsi bu somutlaştırma yolu ile meydana getirilmiştir.

GENEL VE ÖZEL ANLAMLI SÖZCÜKLER

            Sözcükler arasında genel anlamlı, özel anlamlı ayrımı sözcüğün kapsamıyla ilgilidir.

Genel Anlamlı Sözcükler

            Anlam kapsamı geniş olan sözcüklere genel anlamkı sözcükler denir.

> “Ağaç yeşiliyle,gölgesiyle ve daha doğrusu varlığıyla kime huzur vermez ki?” cümlesinde, “ağaç” bir tane değil, “çam, ardıç, çınar, meşe...” gibi bütün ağaçları kastmektedir. Bundan dolayı bu cümledeki “ağaç” sözcüğü genel anlamlıdır.

> “Çocuk evin neşesidir.” cümlesindeki “çocuk” herhangi bir çocuğu değil, bütün çocukları kastetmektedir. Bundan dolayı bu cümledeki “çocuk” sözcüğü genel anlamlıdır.

> “ Yalnız yaşarım ama kitapsız yaşayamam.” cümlesindeki “kitap” sözcüğü, bir türün tamamını kastettiğinden genel anlamlıdır.

Özel Anlamlı Sözcükler

            Anlam kapsamı dar olan sözcüklere özel anlamlı sözcükler denir.

> “Bahçedeki ağacı kesmiş amcam.” cümlesindeki, “ağaç” sözcüğü eskiden bahçede bulunan ve şimdi kesilmiş olan bir ağacı kastettiğinden özel anlamlı bir sözcüktür.

> “Ateşi yükselince çocuğu hemen hastaneye götürmüşler.” cümlesindeki “çocuk” sözcüğü bütün çocukları değil, ateşlenen çocuğu kastettiği için özel anlamlı bir sözcüktür.

> “ Aldığın kitabı yarın getirebilir misin?” cümlesindeki “kitap” sözcüğü bütün kitapları değil, ödünç alınan kitabı kastettiği için özel anlamlı bir sözcüktür.

DOLAYLAMA

            Bir varlığın ya da kavramın birden fazla sözcükle ifade edilmesidir. Aslan için “ormanlar kralı”, kömür için “karaelmas”, balık için “derya kuzusu” denmesi yaygın dolaylama örneklerindendir.

Çeşitli Dolaylama Örnekleri

A. Tür adları için kullanılanlar

File bekçisi (kaleci), Yedinci sanat (sinema), İnce hastalık (verem), Meşin yuvarlak (top), Bacasız sanayi (turizm),

Delikli demir (tüfek), Evin direşi (baba), Beyaz perde(sinema), Beyaz altın (pamuk), Beyaz cam (televizyon),

Sihirli kutu (televizyon), Saray yavrusu (konak), Ekmek kapısı (iş), Aş damı (mutfak), Baba ocaşı (Yurt, ev),

Deniz kurdu (denizci), Beyaz iksir (süt), Ahmak ıslatan (yaşmur) …

B. Yer adları için kullanılanlar

Altın boynuz (Haliç), Kara kıta (Afrika), Yavru vatan (Kıbrıs), Güller diyarı (Isparta), Kızıl gezegen (Mars), Dünyanın tepesi (Everest), Yedi tepeli şehir (İstanbul), Medeniyetler beşiği (Mezopotamya), Ege’nin incisi (İzmir)…

C. Kişi adları için kullanılanlar

Ulu önder (Atatürk), Sanat güneşi (Zeki Müren), Minik serçe (Sezen Aksu), Cep Herkülü (Naim Süleymanoşlu)

NOT: Dolaylama ile belirtilen isimlerde ad aktarması da görülebilir.

Örnek: Ege’nin incisi Yunan işgaline karşı tek vücut olup direndi.(Ege’nin incisi, İzmir’dir; ancak burada İzmir, İzmir halkının yerine kullanılmıştır.)

GÜZEL ADLANDIRMA

            Günlük yaşamda söylenmesi kaba sayılan bazı sözlerin daha ince ve güzel bir şekilde söylenmesine denir.

> “ölmek” yerine “hayata gözlerini yummak”

> “verem” yerine “ince hastalık” denmesi gibi

AD AKTARMASI (MECAZIMÜRSEL)

              Benzetme ilgisi söz konusu olmadan, başka bazı ilgilerle, bir sözün başka bir söz yerine kullanılmasıyla oluşturulan mecazlardır.

A.İç - dış ilgisi

"Anne, çamaşır kazanı kaynadı,gel!"

"Üstünü çıkarıp yatağa uzandı."

"Ne zamandır evde tencere kaynamıyor."

"Bu depoyla Düzce'ye kadar gideriz."

"Şofben yanıyordu."

B.Parça - bütün ilgisi

"O zamanlar bu gazetede usta kalemler vardı."

"Üniversitedeki kürsüsünde yıllarca çalıştı."

"Motor gece karanlığında yükünü Bartın'a boşalttı."

"Bu sahalarda nice altın ayaklar top koşturdu."

C.Neden - sonuç ilgisi

"Hay mübarek! Bereket yağıyor bereket!"

"Bahar aylarında rahmet düşmezse ürün iyi olmaz."

D.Sanatçı - eser ilgisi

"Davetlilere piyanosuyla önce Çaykovski, sonra Mozart çaldı."

"Şimdi de biraz Yûnus Emre okuyalım mı?"

"Pikapta Münir Nurettin dönüyordu."

E.Yer, yön, bölge, çağ - insan ilgisi

"Eve haber verip geleyim."

"Batı ve Doğu, inanç ve felsefe yönünden hem birbirini etkilemiş hem birbirine uzak durmuştur."

"Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır."

"Ankara bu notaya cevap vermekte gecikmedi."

"Adresi bir de şu büfeye sorsak mı?"

"Sizin işinizi şu masa halleder beyefendi."

SÖZCÜKLERİ ANLAM BAKIMINDAN İLİŞKİLENDİRME

EŞ ANLAMLI (ANLAMDAŞ) SÖZCÜKLER

            Aynı varlığı kavramı karşılayan, anlam bakımından birbirinin yerini tutabilen, farklı yazılıp farklı okunan iki sözcüğün arasındaki anlam ilgisine “eş anlamlı kelimeler” ilgisi diyoruz. Bu iki sözcükten biri genellikle farklı dillerden dilimize girmiş sözcük iken diğeri Türkçe sözcüktür.

Besin   =  Gıda                     Yaşlı   =   İhtiyar        Yürek = Kalp          Hafıza = Bellek

NOT: Bir sözcüğün başka bir sözcükle eş anlamlı olabilmesi durumu bazen cümledeki anlamına göre değişiklik gösterebilir.

“Baş = Kafa”

Çocuğun kafasına taş geldiği için kafası kanadı. (Baş = Kafa)

Sende de hiç kafa yokmuş be arkadaş ! (Baş ≠ Kafa = Akıl)

NOT: “Siyah = Kara”

Evinin üzerine kara bulutlar çöküverdi. (Kara = Siyah)

Kara günler bir gün sona erecektir. (Siyah ≠ Kara = Kötü)

Normalde siyah sözcüğünün eş anlamlısı kara sözcüğüdür. Fakat; “Kara günler bir gün sona erecektir.” cümlesindeki kara kelimesi kötü günler anlamında kullanılmıştır. Bu yüzden kara günler yerine siyah günler demek de anlamsız olacağından bu cümledeki kara kelimesinin eş anlamlısı “kötü” kelimesidir.

KARŞIT (ZIT) ANLAMLI SÖZCÜKLER

Karşıt kavramları karşılayan, birbirleriyle çelişen anlamlar içeren sözcüklere zıt anlamlı sözcükler denir.

Güzel – çirkin

İnce – kalın

Ağlamak – gülmek

İnmek – çıkmak vs

Sıkça kullandığımız zıt anlamlı kelimelere örnekler vermeden önce bilmemiz ve dikkat etmeniz gereken şeylere değinelim.

UYARI: Her sözcüğün eş anlamlısı olmadığı gibi zıt anlamlısı da yoktur.  Özellikle nitelik ve nicelik bildiren sözcüklerin yani sıfatların ve zarfların zıt anlamlısı bulunur.

Örnek = bilgisayar, kitap, sarı, masa, duvar gibi sözcüklerin zıt anlamlısı yoktur.

UYARI: Fiillerin olumlu-olumsuz biçimleri zıtlık oluşturmaz. Onlar aynı eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğini bildirir. Karşıtlık oluşturması için farklı bir sözcüğün olması gerekir. Kısacası bir sözcüğün olumsuzu onun zıttı değildir.

Örnek   

Gelmek (olumlu)  –    gelmemek  (olumsuz)   ≠  Zıt anlamlılık ilişkisi yoktur.

Gelmek     –    gitmek     = Zıt anlamlılık ilişkisi vardır.

UYARI: Bir sözcüğün zıt anlamlısı, onun cümledeki kullanımına göre değişir.

Örnek =   Pazardaki meyvelerin yüksek fiyatı vatandaşın cebini yakıyor.

Yüksek kelimesinin zıt anlamlısı normalde alçak kelimesidir. Ancak yukarıdaki cümlede geçen yüksek fiyat sözünün zıt anlamlısı “alçak fiyat” olamayacağı için doğrusu “düşük fiyat ” olacaktır. Bu yüzden cümledeki anlamından dolayı yüksek sözcüğünün zıt anlamlısı düşük kelimesidir.

EŞ SESLİ (SESTEŞ) ANLAMLI SÖZCÜKLER

            Aynı şekilde yazılıp okunan, dolayısıyla da ses bakımından birbirinin aynısı olan; ancak anlamları birbirinden tamamen farklı olan sözcükler arasındaki anlam ilişkisine “eş sesli kelimeler” diğer bir ifade ile “sesteş kelimeler” adı verilir. Burada dikkat edilmesi gereken; aynı seslerle değişik ve birbirleriyle hiç ilgisi olmayan kavramların anlatılması durumudur. Yani ses kalıbı aynı olan bu sözcüklerin karşıladıkları kavramlar tamamen farklıdır.

Örneğin bir sayı olan “yüz” ile “başın ön bölümü” ve suda “yüz”  anlamındaki yüz; çaygillerden bir içecek olan “çay” ile ırmaktan büyük akarsu vb.

 

 

NİTEL VE NİCEL ANLAMLI SÖZCÜKLER

            Bu terimler, kelimenin miktar veya kalite gösterme yönlerini ifade eder. “Nicel“, sayılar ve ölçülerin kavram alanına ait bir kelimedir; “nitel” ise isimlerin özelliklerini, kalitelerini ifade eden kavram alanına aittir. Nicel anlam ile nicelik, nitel anlam ile nitelik aynı konunun farklı isimleridir. Şimdi bu iki terimi daha ayrıntılı olarak anlatmaya çalışalım.

Nitel Anlam (Nitelik)

            TDK, nitelik terimini “bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet” olarak tanımlamaktadır. Yani nitel anlam, “varlıkların nasıl olduğunu, niteliğini gösteren; sayılamayan, ölçülemeyen bir değeri, özelliği ifade eden sözcükler” olarak açıklanabilir. Nitel anlamı, bir bakıma “niteleme sıfatları” olarak düşünebiliriz. Çünkü bunlar bir ismin özelliğini, niteliğini, kalitesini, değerini, rengini, şeklini bir şekilde gösteren kelimelerdir.

Örnek:

“Masanın üstündeki kırık cetveli bana uzattı.”

“Dünyanın en lezzetli yemeklerini annem yapar.”

Son model arabasıyla yanımıza geldi.”

“Başındaki pembe şapka herkesin dikkatini çekti.”

Bozuk parası olan var mı?“

Yukarıdaki cümlelerde altı çizili kelimelere dikkat edilirse, hepsi niteleme sıfatı olarak görev yapmaktadır. Ve bu nitel anlamlı (nitelik bildiren) kelimelerin hepsi, isimlere sorulan “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. “Nasıl cetvel?” sorusuna “kırık” diye verdiğimiz cevaplar, birer nitel anlam örneğidir. Fakat bu kelimelerin, ölçülemeyen kavramları karşıladığı gözardı edilmemelidir. Lezzetin, pembenin, son modelin sayısı, ölçüsü, miktarı yoktur.

Nicel Anlam (Nicelik)

            TDK, nicelik terimini “bir şeyin sayılabilen, ölçülebilen veya azalıp çoğalabilen durumu, kemiyet, miktar, kantite” olarak tanımlamaktadır. Yani nicel anlam, “kavramların sayılabilen, ölçülebilen, azalıp çoğalabilen özelliklerini gösteren sözcükler” olarak açıklanabilir. Nicel anlam, bir varlığın miktarını veya sayısını gösterir. Nitel anlamın tersine, nicelik ifadesi bir ölçü bildirir ve sayılabilen bir değeri ifade eder.

Örnek:

“Okulumuzun karşısına yüksek binalar yapıldı.”

“Bugün hava gerçekten de çok sıcak.”

“Üzerinde çok dar bir pantolon vardı.”

“Sırtında çok ağır bir çanta ile yürüyordu.”

“Bu soğukta kalın elbiselerle bile üşüyorum.”

Yukarıdaki cümlelerde altı çizili kelimelere dikkat edilirse, hepsi bir varlığın ölçülebilen “yükseklik – alçaklık, sıcaklık - soğukluk, darlık – genişlik, ağırlık – hafiflik” gibi yönlerini belirtmektedir. Bu tür kelimeleri anlamak için nicel anlamlı olduğunu düşündüğünüz kelimeye “Ne kadar?” sorusunu sorabiliriz. “Ne kadar yüksek?” sorusunun mantıklı bir cevabı varsa, bu kesinlikle nicelik ifade eder. Ama nitelik bildiren kelimeler buna cevap vermez, “Ne kadar pembe?” sorusundaki gibi.

NOT: “Renk” kavramı ölçülemez, sayılamaz; bir varlığın şeklini gösterir. Bunun için renk kavram alanına ait kelimeler nitelik (nitel anlam) olarak kabul edilir. Ama mesela “geniş” kelimesi, ölçülebilen veya sayılabilen bir kavramı ifade ettiği için bu nicelik (nicel anlam) olarak kabul edilir.

UYARI: Bir kelime, kullanıldığı cümleye göre “nicelik” veya “nitelik” ifade edecek şekilde kullanılabilir. Yani kelimelerin nicel veya nitel anlamlı olup olmadığını anlamak için, cümlede kullanıldıkları anlama bakmak daha kesin sonuç verir.

Örnek: “Adana, bulunduğumuz yere çok yakın.” (nicel anlam)

“Onunla çok yakın arkadaşız.” (nitel anlam)

Yukarıdaki cümlelerde “yakın” sözcüğü hem nicelik hem de nitelik bildirecek şekilde kullanılmıştır. Şimdi nicel ve nitel anlamla ilgili örnekler sıralayalım.

Örnek Cümleler

“Bu işten iyi para kazandı.” (nicel anlam)

“Evin geniş bir salonu vardı.” (nicel anlam)

Derin bir kuyudan su çekerdik.” (nicel anlamlı)

“Edebiyatımızın derin bir yazarıydı o.” (nitel anlam)

“Merkeze yakın bir semtti.” (nicel anlam)

“Okul, yüksek binaların arasında kalmış.” (nicel anlam)

“Annemin lezzetli yemekleri burnumda tütüyor.” (nitel anlam)

“Bahçede büyük bir kalabalık vardı.” (nicel anlam)

“Beni küçük düşürmekle ne kazandın?” (nitel anlam)

“Sırtında ağır bir çantayla güç bela yürüyordu.” (nicel anlam)

“Son iki günde soğuk çok arttı.” (nicel anlam)

“Bahçeyi alçak bir duvarla çevirdiler.” (nicel anlam)

“Okula yırtık ayakkabılarla gidiyordu.” (nitel anlam)

“Bu paket daha hafif, sen bunu taşı.” (nicel anlam)

İKİLEMLER

Anlamı pekiştirmek, güçlendirmek, anlatımı daha çekici hale getirmek için aynı sözcüğün, eş, yakın, karşıt anlamlı veya sesleri birbirini çağrıştıran sözcüklerin yan yana kullanılmasıyla oluşturulan sözcük grubuna “ikileme” denir.

Örnekler: Eski püskü, uzun uzun, şırıl şırıl, abuk subuk, cam çerçeve, fokur fokur, tir tir titremek vs.

İkilemlerle ilgili sorular genellikle aşağıda inceleyeceğimiz “oluşum şekilleri” ya da “cümledeki görevleri” ile ilgili gelmektedir.

İkilemelerin Oluşum Şekilleri

A. Aynı sözcüğün tekrar edilmesiyle oluşturulur:

Örnekler: Ağır ağır, yavaş yavaş, adım adım, ince ince, uslu uslu, açık açık, uzun uzun, iri iri,  koşa koşa, ılık ılık, usul usul, akın akın, gide gide, tuhaf tuhaf, sıkı sıkı, yüze yüze, otura otura, deste deste, gürül gürül, ağlaya ağlaya, bir bir, deste deste,  vb.

Örnek cümleler:

Hızlı hızlı yapacağını bilsem de ondan bir şey istemem.

Balkonda serin serin oturmanın keyfi başkadır.

B. Eş anlamlı sözcüklerle oluşturulur:

Örnekler: Güçlü kuvvetli, ses seda, şan şöhret, akıllı uslu, köşe bucak, kılık kıyafet, yorgun argın, laf söz, mutlu mesut, sağlık sıhhat, evirmek çevirmek,  gizli saklı, ilgi alaka, kesin kati, kural kaide, zarar ziyan, zengin varlıklı,  hısım akraba, ite kaka vb.

C. Yakın anlamlı sözcüklerle oluşturulur:

Örnekler: Eş dost, doğru dürüst, ağrı sızı, gelenek görenek, yer yurt, üst baş, kırılmak darılmak, bıkmak usanmak, uğraşmak didinmek, sağ salim, sorgu sual, akıl fikir, ak pak,  az buçuk, mal mülk, yalan yanlış vb.

D. Zıt/Karşıt anlamlı sözcüklerle oluşturulur:

Örnekler: İyi kötü, aşağı yukarı, ileri geri, az çok, irili ufaklı, er geç,  bata çıka, düşe kalka, aşağı yukarı, gide gele, alt üst, altı üstü, acı tatlı, büyük küçük, dost düşman, enine boyuna vb.

E. Biri anlamlı diğeri anlamsız sözcüklerle oluşturulur:

Bu ikilemelerde, anlamsız sözcüğün anlamlı kelimeden önce de sonra da kullanıldığı da görülür.

Örnekler: Eğri büğrü,  çoluk çocuk, cümbür cemaat, eski püskü, ezik büzük, yırtık pırtık, falan filan, sıkı fıkı, tek tük, ufak tefek, yamalak vb.

F. İkisi de anlamsız sözcüklerle oluşturulur:

Örnekler: Abuk subuk, ıvır zıvır, abur cubur, eciş bücüş, apar topar, mırın kırın, çıtı pıtı, paldır küldür vb.

G. Yansıma sözcüklerle oluşturulur:

Örnekler: Tıkır tıkır, şırıl şırıl, horul horul, fokur fokur, şarıl şarıl, vızır vızır, çatır çatır, çıtır çıtır, gümbür gümbür,  lıkır lıkır,

H.İkinci kelimenin başına “m” ünsüzü getirilerek oluşturulur:

Bu grubu biri anlamlı diğeri anlamsız sözcükle oluşan ikileme grubuna katabiliriz ama oluşum şekli tutarlılık gösterdiğinden ayrı değerlendirmek de mümkündür.

Örnekler: para mara, ev mev, yemek memek,

İkilemelerin Özellikleri

İkilemeler Nasıl Yazılır:

            İkilemeyi meydana getiren sözcükler ayrı yazılır. Bu sözcüklerin arasına hiçbir noktalama işareti konmaz.

Başbaşa verip bu işin içinden nasıl çıkacaklarını konuştular. (Yanlış)

Baş başa verip bu işin içinden nasıl çıkacaklarını konuştular. (Doğru)

Kardeşinin eğri-büğrü yürümesine sinirlenmişti. (Yanlış)

Kardeşinin eğri büğrü yürümesine sinirlenmişti. (Doğru)

NOT: Bazı ikilemeler zaman içinde kalıplaşarak bitişik halde kullanılır duruma gelmiştir.

* Hayatımı altüst ettin.

* Bir saat hoşbeş edip hasret giderdik.

* Kendi aranızda fısfıs konuşmayı bırakın!

* Aldıklarını buzdolabına şipşak yerleştiriverdi.

* Bu akşam menüde cızbız köfte vardı.

* Hep susuyor, hiç kimseyle yüzgöz olmak istemiyordu.

* Karmakarışık bir ilişkinin ortasında buldu kendini.

NOT: İsim hal ekleri ve iyelik ekiyle yapılan ikilemeler de ayrı yazılır.

* Göz göze geldiğimiz o günü unutmam mümkün mü?

* İşleri hızlıca bitirmek için el ele vermek gerekiyor.

* Ardı ardına gelen bu haberle adete beyninden vurulmuşa döndü.

* Hakem o pozisyonun omuz omuza mücadele olduğuna karar verdi.

* Borçlarını günü gününe ödemekten hiç ödün vermezdi.

* Odasının bir duvarını baştan başa enstrümanlarla donatmıştı.

* Boşu boşuna telaş yaptık.

Örnekler: *baş başa, *diz dize, *iç içe, *yan yana, *daldan dala, *günden güne, *içten içe, *yıldan  yıla, *başa baş, *bire bir,  *dişe diş,  *teke tek, *ardı ardına, *boşu boşuna, *darı darına,  *peşi peşine...

NOT: İkilemenin arasına “mi” edatı getirilerek anlam daha da kuvvetlendirilebilir.

* Güzel mi güzel

* Dertli mi dertli

NOT: Türkçede, çekim eki alarak (iyelik eki, hal ekleri vs) meydana gelen ikilemeler bulunmaktadır.

Örnekler: *el ele, *diz dize, *göz göze, *nefes nefese, *baş başa, *arka arkaya, *kıyıda köşede, *sağdan soldan, *eli ayağı, *saçı başı, *kaşı gözü, *uzaktan uzağa…

NOT: İkilemeyi meydana getiren kelimeler “yapım eki almış sözcükler” olabilir.

Örnekler: *günlük güneşlik, *irili ufaklı, *güçlü kuvvetli, *kırık dökük, *yerli yersiz, *dalgın dalgın, *dertli dertli…

NOT: İkilemeyi oluşturan sözcükler, dilimizde kalıplaşmış bir şekilde kullanıldıklarından yerlerinin değiştirilmesi uygun olmaz. Yerlerinin değiştirildiğini varsayarak birkaç cümle oluşturacak olursak:

*Subuk abuk laflarıyla hepimizi rahatsız etti.

*Akşamları sadece zıvır ıvır yiyeceklerle beslendiğin için hastalanacaksın.

Görüldüğü gibi yakışıksız bir anlatıma bürünüyor cümle. Bu yüzden ikilemelerin yerlerinin değiştirilmesi doğru bir anlatım olmaz.

NOT: İkilemeler cümlede isim, sıfat ve zarf görevinde kullanılabilir. Cümlede tamlama şeklinde bulunabilirler.

* Çok sevdiği bisikleti ile dağ taş demeden Beypazarı’na kadar gitti. (dağ taş = isim)

* Çocuklarını okutabilmek için malını mülkünü feda etti. (malını mülkünü = isim)

* Yıkık dökük bir odada koca bir ömür geçirdi. (yıkık dökük = sıfat)

* Memleketimin her bir yerini karış karış gezdik. (karış karış = zarf)

* Büyük yatırım yaparak kurduğu matbaa son zamanlarda tıkır tıkır işliyor. (tıkır tıkır = zarf)

YANSIMA SÖZCÜKLER

            Yansıma sözcükler, doğada bulunan canlı veya cansız varlıkların çıkardığı seslerden esinlenerek ve o sesleri taklit ederek ortaya çıkan kelimeler diyebiliriz. İnsanlar bazen anlatımlarını güçlendirmek için yansıma sözcükler kullanma ihtiyacı duyar. Doğadaki bazı varlıkların çıkardıkları sesler, bazen o varlıklarla ilgili bazen de benzer oldukları başka durumları ifade ederken kullanılabilir.

“Çatıdan gelen tıkırtıları sen de duyuyor musun?” cümlesinde, altı çizili kelime normalde kulağımıza gelen “tık” yansıma sözcüğünden gelmektedir. Bir nesneye orta sertlikte dokununca çıkan bu ses, “tıkırtı” kelimesinin meydana gelmesini sağlamıştır. İşte bu şekilde işitme duyusu ile ortaya çıkan kelimeler yansıma sözcük olarak kabul edilmektedir.

Örnekler:

– Dışarıdaki gürültünün nedenini biliyor musun?

– Maymun elindeki çekirdekleri çıtır çıtır yedi.

– Annemin horultusundan gece boyunca uyuyamadım.

– Düden Şelalesi’nde şırıl şırıl akan sular tüm dertlerimi aldı.

– Kazandaki yemek fokur fokur kaynıyordu.

– Kulağımın dibine gelip duran sineğin vızıltısını duymak istemiyorum.

– Topu dikenlerin içine atınca aniden patladı.

Gıcırdayan kapı menteşelerini güzelce yağladım.

– Pınardan gürül gürül su geliyor.

– Aranızda fısırdaşmayın, ayıp oluyor.

DEYİMLER

            Anlatımı güzelleştirmek için, savunulan fikir ve düşünceyi daha etkili kılmak üzere her dilde kalıplaşmış bazı sözler bulunur. Atasözleri, dua ve temenni cümlecikleri, sövgü ve ilençler, bilmece ve tekerlemeler, vb… bu tür kalıplaşmış sözler arasında dilin bünyesinde en sık rastlanılanlar ise deyimlerdir.

            İki ya da daha fazla kelimeden meydana gelen ve kelimelerin öz anlamları dışında bir anlam ifade eden söz gruplarına deyim denir. Eskiler buna tabir derlerdi. dilin bünyesinde kalıplaşmış ve kökleşmiş olarak değişmeden kullanılan deyimler, hiç şüphe yok ki anlatıma canlılık ve güç katarlar. Bu sayede düşüncelerin ve olayların karşıdaki kişiye daha etkili bir biçimde yansıtıldığı bir gerçektir.

            Deyimler, atasözleri gibi her durumda kesin doğru olmayabilir ve genel kural niteliği taşımaz. Bunun yerine yalnızca özel bir durum karşısında doğru kabul edilir ve öylece kullanılırlar. Nitekim kurallı bir cümle niteli gösteren deyimler de vardır ve bunlar atasözlerine benzese de anlatımda deyim görevi yaparlar. “Et tırnaktan ayrılmaz.” dediğimizde her durumda kesin bir doğru anlatmış oluruz; bu bir atasözüdür. Oysa “et tırnak olmak”  dersek, bazı durumlar için geçerli olan bir deyimi ifade ederiz.

            Atasözleri, genellikle uzun zamanların tecrübeleri sonucu ulaşılan doğruların veciz ifadesidir. Oysa deyimler, genellikle bir öyküye, bir efsane veya olaya dayanırlar. Bazı kişilerle ilgili anılar ve hikâyeler, tarihten alınmış olaylar vs. deyimlerin ortaya çıkış nedenleri arasında ön sıraları paylaşırlar. Bu bakımdan deyimlerin kaynaklarını arayıp bulmak, oldukça zor bir iştir.

            Osmanlı tarihleri, eski ansiklopedik eserler, tarih sözlükleri, tezkireler, durubıemsal(meşhur sözler) ve tarihi fıkra denemeleri, muhtelif el yazması kitap ve dergiler, bilimsel araştırmalar, folklor eserleri, halk kültürü araştırmaları vs. deyimleri ayrı olarak bulabileceğimiz eserlerdir. Bazen rastgele bir sayfada, bazen bir dipnotta, bazen de hiç ummadığımız bir el yazması sayfasında bir deyimin ortaya çıkış hikâyesiyle karşılaşmak mümkündür.

Deyimlerin Özellikleri

Deyimler, bir dilin söz varlığı açısından zenginliğini gösteren ögelerdir. Neredeyse dünyadaki bütün dillerde deyim kavramı bulunmakta ve deyimler kullanılmaktadır. Çünkü insanların uzun anlatımlarla ifade edebilecekleri durumları, kısa söz kalıplarıyla ifade etme eğilimleri bulunmaktadır. Örneğin heyecandan bütün bedeni titreyen, kendini kontrol edemeyecek kadar heyecana kapılan insanların durumunu ifade etmek için “etekleri zil çalmak” deyimi kullanılır. Böylece az sözle, çok anlam ifade edilmiş olur.

Deyimlerin başlıca özellikleri, aşağıda sıralanmıştır:

1. Kalıplaşmış sözlerdir. Yerleri değiştirilemez; bir kelime çıkarılıp, aynı anlama da gelse yerine başka bir kelime konamaz. “Eli yüzü düzgün” deyimi, “yüzü eli düzgün” biçiminde; “baş kaldırmak” deyimi, “kafa kaldırmak” biçiminde değiştirilip söylenemez; söylense de deyim olmaz.

2. Bir araya gelirken, çoklukla kendi gerçek anlamlarından ayrı bir anlam belirtirler. “Altın kesmek” deyimi, “altını kesip doğramak, parçalara ya da dilimlere ayırmak” anlamında kullanılmaz; bu söz “çok para kazanmak, kazanır durumda olmak” anlamında kullanılır. Ancak kimi deyimlerde, kalıplaşmış sözden çıkan anlam, gerçek anlamın dışında değildir. “Sesi çıkmamak; çoğu gitti, azı kaldı” deyimlerinde olduğu gibi.

3. Çoklukla mastar hâlinde olduklarından fiil çekimine girerler. “Burnunu çekmek” deyimi, “burnunu çekti“; “bozuk çalmak” deyimi, “bozuk çaldı“; “güçlük çıkarmak” deyimi, “güçlük çıkardı” biçiminde çekimlenebilir.

4. Deyimlerin bir çoğu benzetme ve söz sanatları ile süslüdür. Anlatıma güzellik, canlılık ve çekicilik katmak için bu şekilde kullanılırlar. Bu bakımdan, genel kural niteliği taşımazlar. Bu yönleriyle de ata sözlerinden ayrılırlar. Çünkü atasözleri genel kural niteliği taşırlar; yol göstermek, ders ve öğüt vermek amacı güderler. “Ağaçtan maşa aptaldan paşa olmaz” ata sözü, netleşmiş bir genel kuraldır. Denenmiş, uygulanmış, her zaman ve herkes için doğru olan bir genel kural niteliğinde biçimlenmiştir. Oysa “fiyatı kırmak” sözünde genel bir kural yoktur. Çünkü her zaman fiyat dondurulmaz.

5. Kısa ve özlü ifadeler taşırlar. Bir kavramı, bir düşünceyi, bir olayı az sözle belirtmek ya da daha etkili kılmak için kullanılırlar.

6. En az iki kelimeden oluşurlar. Bir kısmı kelime grubu, bir kısmı da cümle hâlinde biçimlenmiştir. “Günaha sokmak, içini dökmek” ve “elifi görse mertek sanır“, “burnu yere düşse almaz” gibi.

7. Kimi ikilemeler de çoklukla deyim sayılmaktadır. “Allak bullak“, “oldum olası“, “takım taklavat“, “süklüm püklüm“, “ev bark” gibi.

8. Çoğu zaman deyimlerle birleşik kelimeler karıştırılır. Bu yanlışlara düşmekten kimi bilgilere sahip olmakla kurtulmak mümkündür. Birleşik kelimelerin bitişik yazıldıkları, isim soyundan geldikleri, aralarına yapım ve çekim eki girmeyecek kadar kaynaşmış oldukları unutulmamalıdır. Bunun yanı sıra, deyimleri oluşturan kelime gruplarının isim ve fiil çekimlerine girdikleri, aralarına çekim ekleri aldıkları da hatırdan çıkarılmamalıdır. Ancak, bu ilkeler her ne kadar göz önünde tutulsa da, deyimlerle birleşik kelimeleri kimi zaman tam ayırt etmek imkânı yoktur.

9. Bazı benzetmeli söyleyişler deyim olmadıkları hâlde deyim gibi kullanılırlar. “Arpacı kumrusu gibi (düşünmek)“, “beşlik simit gibi (kurulmak)“, “arı kovanı gibi (işlemek)“, “kabak çiçeği gibi (açılmak)” deyimleri, bu türdendirler.

10. Bir milletin söz gücünden doğan ve doğduğu toplumun malı olan deyimler, bazı istisnaları dışında mecazdırlar; kelime grubu olarak da isim, sıfat, zarf görevlerinde bulunurlar: “İçten pazarlıklı bir adam” cümlesinde “içten pazarlıklı” deyimi sıfat olarak; “keyfimi kaçırıp gitti” cümlesinde “keyfi kaçmak” deyimi zarf olarak; “karga derneğinde işim yok benim” cümlesinde “karga derneği” deyimi de isim görevinde kullanılmıştır.

Deyimlerin Atasözlerinden farkı şöyle özetlenebilir:

1. Deyimler kavram ve durum bildirirler.

2. Deyimlerin mecazlı anlamı vardır.

3. Deyimlerde kesin hüküm,öğüt,yol göstericilik yoktur. Bu yüzden genel kural oluşturmazlar.

4. Deyimlerin öyküsü, efsanesi ve kaynağı genellikle vardır.

5. Deyimleri anlatım kalıbı olarak görebiliriz.

NOT: Atasözleri için de yukarıda belirtilen açıklamaların tersi geçerlidir.

Deyimler ile atasözlerinin benzer tarafları şunlardır:

1. Her ikisinde de kelimelerde mecaz, istiare ve kinaye vardır.

2. Kelime dizilişleri değiştirilemez.

3. Sözdeki kelimelerin eş anlamlısını kelimenin yerine koymak olumlu bir sonuç vermez, sözü bozar.

4. Biçim yönünden birbirlerine benzerler.

ATASÖZLERİ

Az sözcük ile anlatılmış atalar sözü, engin denfeyim ve gözlemlerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Anlatım sanatlarına bürünmüş bu eski sözler, kısalığı ve sadeliği içinde bir takım gerçekleri anlatır. Kimlerin ne zaman, nerede söylediği belli olmayan bu özlü sözler, atalarımızın dünya görüşlerini anlatan genel kurallardır.

Atasözleri, geçmiş kuşaklardan süzüle süzüle günümüze kadar gelmiş yol gösteren, öğüt veren kalıplaşmış sözlerdir.

Atasözleri anonimdir. Atasözleri genelde mecaz anlam taşıyan, hazine değerinde kıymetli sözlerdir.

ÖRNEKLER

Akıllı düşman, akılsız dosttan iyidir.

Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.

Çürük tahta çivi tutmaz.

El için kuyu kazan, evvela kendi düşer.

Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.

Her ağacın meyvesi olmaz.

İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur.

Kötülük her kişinin, iyilik er kişinin kârıdır.

Minareyi çalan, kılıfını hazırlar.

Nerde birlik, orada dirlik

Öz ağlamayınca, göz ağlamaz.

Öfkeyle kalkan zararla oturur.

Su testisi, su yolunda kırılır.

Su uyur düşman uyumaz.

Atasözlerinin ortak özelliklerini de şöyle sıralayabiliriz:

1. Söyleyeni belli olmadığı için ulusların ortak malı olmuştur.

2. Geniş halk kitlelerinin yüzyıllardan beri getirdiği deneyimlerin bir sonucudur.

3. Yol gösterici bir nitelik taşırlar.

4. Olaylardan alınması gereken dersi bildirirler.

5. Klişeleşmiş sözlerdir, kalıpları bozulmaz.

6. Ahlakî düşünceye ağırlık vererek dürüstlüğü önerirler.

7. Yalın sözlerdir, anlatımlarında kapalılık yoktur.

UYARILAR:

1. Atasözleri ile özdeyişleri (vecize) karıştırmamak gerekir. Özdeyişler, söyleneni belli, kısa ve anlatımı etkili özlü sözlerdir.

ÖRNEK:

“Yeter derecede eğitime sahip olmalısın ki, çevrendeki insanları gereğinden büyük gör-meyesin; fakat bilgeliği sağlayacak kadar da eğitimin olmalı ki, onları küçük görmeyesin.”

M.L.Boren

2. Atasözlerini deyimlerle de karıştırmamak gerekir.

a. Benzer Yönleri:

1) Her ikisinde de mecaz, iğretileme ve kinaye gibi sanatlar vardır.

2) Sözcük dizilişleri değiştirilmez.

3) Biçim yönünden birbirlerine benzerler.

4) Her ikisinde de kısa ve özlü anlatım esastır.

5) Ulusların ortak malı oldukları için bir evrensellik taşırlar.

b. Karşıt Yönleri:

1) Deyimler, anlatıma çekicilik katar; atasözleri ise bir çıkış yolu gösterir, öğüt verirler.

2) Deyimler bir kavramı tanıtır; atasözleri bir kuralı bir ölçüyü tanıtır.

3) Atasözlerinde ahlâki bir amaç vardır; deyimler ise bir duyguyu, bir inanışı belirtirler.

4) Deyimler tüm kişi ve zamana göre çekime girerler; atasözleri ise daha çok emir ve geniş zaman kipinde kullanılırlar.

ÖRNEKLER:

Zülfi yâre dokunmak. (Deyim)

Zora dağlar dayanmaz. (Atasözü)

Yiğitlik sende kalsın. (Deyim)

Yiğitlik meydanda belli olur. (Atasözü)

Vur patlasın çal oynasın. (Deyim)

Varsa hünerin, her yerde vardır yerin. (Atasözü)

5) Deyimler birer sözcük grubu olmasına karşın; atasözleri daha çok tam bir cümle oluşturur.